• Eğirdir Akpınar Gazetesi
    Haberler> > İtiraz Edenler Sözleşmeden Habersiz

    İtiraz Edenler Sözleşmeden Habersiz

    İtiraz Edenler Sözleşmeden Habersiz

    Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Songül Sallan Gül, “İstanbul sözleşmesinde LGBT diye tabir edilen bireylerle ilgili herhangi bir bölüm yok” diyerek toplumsal cinsiyet kavramı üzerinden sözleşmeye karşı olanların sözleşmeden habersiz olduklarını söyledi.

    İstanbul sözleşmesi Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kaldırıldı. Fakat sözleşmeye ilişkin tartışmalar bitmedi. Sözleşmeyi savunan toplumun farklı kesimleri eylemlere başlarken sözleşmeye karşı olan bazı kesimler 6284 sayılı yasanında kaldırılması gerektiğini getirmeye başladı. İstanbul sözleşmesi üzerine yaşanan tartışmaları SDÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Songül Sallan Gül ile konuştuk.

    Uzun yıllardır Toplumsal Cinsiyet, Kadın Sığınma evleri, Kadına Yönelik Aile içi şiddet gibi konularda akademik çalışmalar yapan Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Songül Sallan Gül düne kadar İstanbul Sözleşmesi kaldırılsın diye açıklama yapan kesimlerin bugün güç zehirlenmesi yaşayarak 6284 sayılı yasa da kaldırılsın söylemleri ile ortaya çıktıklarına dikkat çekti. Devletin kararlı olarak mücadele ettiğinde kadına yönelik şiddeti önleyebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sallan Gül 2010 yılında 180 olan kadın cinayeti sayısının 2011 yılında 121 düştüğünü hatırlattı.

    TÜRKİYE CİNSİYET EŞİTLİĞİ ENDEKSİNDE 130. SIRADA

    SDÜ Sosyoloji bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Songül Sallan Gül, Türkiye’nin Dünya Ekonomik Forumu Cinsiyet Eşitliği Endeksinde 2020 yılında 153 ülke arasında 130’ncu eğitim alanında 106’ncı, siyasete katılımda 113’ncü, sağlıkta ise 67’inci sırada olduğunu söyledi.

    ‘İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KUTUPLAŞMA ALANI HALİNE GETİRİLDİ’

    İstanbul sözleşmesinin siyasal İslamcı çevrenin de saldırısı ile kutuplaşma alanı haline getirildiğini belirten Prof. Dr. Sallan Gül, “Ağustos 2020’de yapılan KONDA araştırmasına göre İstanbul Sözleşmesine karşı çıkanlar %7, tam destekleyenler %63 fikri olmayan %30. Yani %7’lik bir kesimin talebi ile %93 yok sayılıyor. Demokrasiden bahsediyorsak bu mümkün değil. Eşitlikçi ve demokratik toplumlarda roller kişilerin yetenek ve becerilerine göre belirlenir ama ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzeninde erkek olma temel değer ve üstünlük haline getiriyor” dedi.

    ‘İSTENDİĞİNDE KADINA ŞİDDET ÖNLENEBİLİYOR’

    Siyasi iradenin istediğinde kadına yönelik şiddeti önleyebildiğini belirten Prof. Dr. Songül Sallan Gül “2010 yılındaki 180 olan kadın cinayeti sayısı, 2011’de kararlı bir mücadele yürütülerek 121’e düşmüştü. Yani 3’te 1 oranında kadına yönelik şiddet azaldı. Sonrasında mücadele de kararlılık azaldı ve 2012 yılında kadın cinayeti sayısı 210, 2013’te 237, 2014’te 294, 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440’e kadar çıktı. 2019 yılında kadın cinayeti sayısı 474’e çıktı. 2020 yılında 300 kadın öldürüldü. Ancak 171 kadın ölümü de şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçti. 2021 yılının daha ilk ayında 23 kadın öldürüldü. Siyasi irade kadına karşı şiddete karşı kayıtsız kalmakta, konuya sahip çıkmak yerine kadın cinayetleri münferit birer olay olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel aile birliğinin ve cinsiyetçi işbölümünün korunması adına şiddete ve kadın cinayetlerine cezasızlık yöntemi uygulanarak göz yumulmaktadır. Bu durum Türkiye’de, eril muhafazakâr zihniyeti yeniden üreten patriyaral, gelenekçi ve fanatik dinbaz söylemler ve abartılmış erkeklik vurgularının, kışkırtıcı bir erkeklik söyleminin ürünü kadın cinayetleridir. Yargı ve kolluk kuvvetlerinin ihmali, infaz yasasının arkasına sığınmakta ve cezasız kalan şiddet kadına yönelik şiddeti, namus cinayetlerini ve nefret söylemini daha da artırmaktadır” ifadelerini kullandı.

    CEDAW, İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN ALTERNATİFİ MİDİR?

    Prof. Dr. Sallan Gül CEDAW’ın İstanbul Sözleşmesine alternatif olarak gösterilmesinin doğru olmadığını belirterek “CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi) kadınların insan haklarından erkeklerle eşit şekilde yararlanmalarını öngören bir sözleşmedir. Birleşmiş Milletler 1992 yılında kadınlara yönelik ayrımcılığın yaygın olduğunu görmüş. Sözleşme’nin Komiteye verdiği yetki çerçevesinde CEDAW Genel Tavsiye 19’u yayımlamıştır. İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak tanımlamakta ve şiddetin önlenmesini amaçlamaktadır. İstanbul Sözleşmesi, yani “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 47 AB üye ve adaylarının Mayıs 2011’de imzasına açıldı, 2012’de 6284 sayılı yasa yürürlüğe girdi. 2014’de 14 ülkenin imzasıyla yürürlüğe girdi.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

    Anayasa’nın 90. maddesi gereği, usulüne göre Mecliste tüm partilerin onay ile kabul edilmiş ve onaylanmış olan insan hakları sözleşmeleri olmalarından ötürü ulusal yasalarla çelişmeleri durumunda sözleşmelerin esas alınması gerekir. Yani bir ülkenin yasalarında imzaladığı uluslararası sözleşme ile çelişen bir durum varsa yasanın sözleşmeye göre değiştirilmesi gerekir. Şiddetin önlenmesinde devlete yol haritası çizer ve uygulama zorunluluğu verir. Bütüncül bir yaklaşım getirir” dedi.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ 3 AY DAHA GEÇERLİ

    İstanbul sözleşmesinin 3 ay daha yürürlükte olacağını ifade eden Prof. Dr. Sallan Gül, “Uluslararası sözleşmeler ayrılma durumunda ilgili birime yani İstanbul Sözleşmesi için AB Konseyine bildirilmesinden 3 ay süre sonunda sonlandırılıyor. Bu durumda sözleşme 3 ay daha geçerliliğini koruyor ve 11 Temmuz 2021’a Danıştay süreci işleyecek” diye konuştu.

    EV İÇİ VE AİLE İÇİ KAVRAMLARI AYNI ŞEY DEĞİL

    Prof. Dr. Sallan Gül, İstanbul Sözleşmesine karşı olanların ev içi şiddet kavramına karşı çıktığını belirterek “Ev içi şiddet kavramı bile tepkiye yol açtı! Ev içi tanımı yerine ‘aile içi şiddet’ diyorlar. Ama ev içi, hane içi kavramları ile aile içi aynı anlama gelmiyor. Aynı evde yaşamasına rağmen yasal olarak aile olmayan kişiler yok mu? Dini nikahlı kişiler yok mu? Evlenmiş ama boşanmış sonra tekrar aynı evde yaşamaya başlayan eski eşler yok mu? Cinsiyet hiyerarşisi, erkek şiddeti; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet: kadından kadın olmasını beklemek ne demek? Erkeğin erkek olması nedir? Tüm kavramsal karmaşaya karşı İstanbul Sözleşmesi önemlidir” şeklinde konuştu.

    Sallan Gül, “Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, eş veya birlikte yaşanılan birey kavramlarına karşı çıkıyorlar. İnsanların cinsiyetle ilişkilendirilen bedensel özellikler, toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsel yönelim açısından geniş bir çeşitlilik gösterdiğini bilmektedir. Burada en büyük araçları ise LGBT propagandasının Türk aile yapısında oluşturduğu rahatsızlık, oysa LGBTİ+ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks, artı) ifadesinde karşılığını bulan çeşitlilik herhangi bir topluluğa özgü olmadığı gibi, Türkiye dahil herhangi bir topluma da ‘yabancı’ değildir. İstanbul Sözleşmesi kaldırıldığı için kendini LGBT tanımı içinde gören kişiler tutumlarını değiştirmeyecek. Ama damgalanma ve nefret söylemi, LGBTİ+ olmak ayrımcılığa uğrama ve şiddetle karşılaşma tehlikesini ortaya çıkaracak” dedi.

    ‘DOĞU AVRUPA ÜLKELERİ ADINDAN DOLAYI SÖZLEŞMEYİ İMZALAMIYOR’

    Prof. Dr. Sallan Gül, tutucu yapıdaki diğer AB ülkelerinin de sözleşmeyi imzalamadığını belirterek “Kadınlar haklarını talep ettikçe ve aldıkça erkekler kendi haklarının gasp edildiğini düşündüğünden, kendi konformist alanları daraldığından, daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerektiğinden bir direnç alanı oluştu! Nafaka, kürtaj meselelerinde olduğu gibi. Bu nedenle Sözleşmenin içeriğinden çok bütüncüllük ilkesi gereği devletin politikası, ana akım politikası haline gelmesine karşı çıkılıyor.

    Sözleşmeye karşı imza koymayan tüm ülkelerde ideolojik karşı çıkış var, Doğu Avrupa Ülkelerinde Polonya gibi ülkelerde adı İstanbul olduğu için karşı çıkılıyor. ‘Biz 400 sene İstanbul’un hakimiyeti altında yaşadık, bu sözleşmeyi kabul ederek tekrar İstanbul hakimiyetine mi girmek istiyoruz?’ deniyor. Biz de ise, milli görüşçü eril dinbaz bir grup var, küçük ama etkisini gücünü artıran, cinsiyetçi dinbaz bir ümmet ülküsünü yaşatmak isteyen. Bu nedenle karşı çıkışın anahtar kavramı toplumsal cinsiyet ve cinsiyet eşitliği ve toplumsal cinsiyet kavramlarını bir ideoloji gibi sunuyorlar” ifadelerini kullandı. (BORA TÜFEKLİ)

     

     

    Etiketler:
    • Yorum ekle

    Bu haberler ilginizi çekebilir!
    Yukarı Geri Ana Sayfa
    Etiketler